Cartel: Almanya’nın Ateşinden Doğan Türkçe Rap’in Efsanesi
Türkçe rap | Almanya Türk müziği | Cartel biyografi | Karakan | Cinai Şebeke | Erci E | gurbet müziği | 1990’lar hip hop
Bazı müzik grupları vardır; albüm satarlar, konser verirler, söner giderler. Sonra bir de Cartel gibi gruplar vardır. Onlar albüm değil, çığlık çıkardılar. Müzik değil, tarih yazdılar. Almanya’nın üç farklı şehrinden, üç farklı grubun bir araya gelmesiyle doğan bu yedi kişilik kolektif, 1995 yılında tek bir albümle hem Türkiye’yi hem de Avrupa’yı yerinden oynattı. O albümün adı da grubun adıydı: Cartel.

Kökenler: Almanya’nın Gettolarında Büyüyen Bir Öfke
Cartel’i anlamak için önce Almanya’yı anlamak gerekir. 1960’lardan itibaren misafir işçi olarak Almanya’ya gelen Türkler, on yıllar boyunca hem siyasi hem sosyal bir limbo içinde yaşadı. Ne tam Alman kabul edildiler ne de anavatanları onları sahiplendi. Fabrikaların ucuz iş gücüydüler, Almanya’nın gözünde misafire benzer bir statüdeydi bu insanlar. Bir gün geri döneceklerdi; ama o gün gelmedi.
1980’lerin sonunda Batı Berlin’de ve Almanya’nın büyük şehirlerinde büyüyen ikinci nesil Türk gençler, bu kimliksizliğin ortasında Amerika’dan yayılan hip hop kültürüyle tanıştı. Rap müzik onlara tanıdık geldi; çünkü siyahi Amerika’nın dışlanmışlığı ile Almanya’daki Türk gençlerin dışlanmışlığı arasında fark yoktu. Sokağın dili aynı dildi.
Ama asıl kıvılcım 1993’te çaktı.
29 Mayıs 1993’te Almanya’nın Solingen şehrinde dört neo-Nazi genç, Türk asıllı Genç ailesinin evini kundakladı. Yangında beş kişi hayatını kaybetti; aralarında üç çocuk vardı. Solingen bir son nokta değil, bir serinin parçasıydı. Mölln’de 1992’de üç Türk daha yakılarak öldürülmüştü. Almanya yeniden birleşmiş, ırkçı gruplar güçlenmişti. Göçmenler kendi kendilerini korumak zorundaydı; devletten, ne Alman ne de Türk, yeterli bir ses çıkmıyordu.
İşte tam bu iklimde, Almanya’nın üç ayrı köşesindeki üç farklı rap grubu bir araya geldi ve tarih yazdı.
Üç Gruptan Bir Ses: Cartel’in Doğuşu
Karakan — Nürnberg’den geliyordu. Alper Ağa ve Kabus Kerim tarafından kurulmuştu. Kabus Kerim, 1972 doğumlu Manisalıydı; Almanya’ya 1980’de çocuk yaşta gelmişti. Alper Ağa ise King Size Terror adlı erken dönem grubunda Türkçe rap’i Alman sahnesine taşıyan isimdi. Karakan, daha 1991’de “Bir Yabancının Hayatı” adlı parçayla Türkçe kelimeleri ilk kez hardcore rap formatında kullanan gruptu. Solingen ve Mölln’den sonra kendi imkânlarıyla kaydedip dağıttıkları “Defol Dazlak” ise Almanya’daki Türk gençler için adeta bir marşa dönüştü.
Cinai Şebeke — Kiel’den geliyordu. Emali (M. Ali Aksoy), İnceefe (Abdurrahman Aydınlı / Çelik Bilek Apo), Olcay ve Babalu’dan oluşuyordu. Grubun kadrosu çok kültürlüydü; Olcay Almandı, Babalu Kübalıydı. Bu çeşitlilik, Cartel’e sonradan çok dilli ve kültürel açıdan zengin bir kimlik kazandıracaktı.
Erci E. — Berlin’deydi. Tek kişilik bir “grup” olarak tanımlanıyordu. 1990 yılında hip hop kültürüyle tanışan Erci E., ev stüdyosunda ürettiği işlerle Alman sahnesinde yeraltı figürü haline gelmişti. Sonradan grubun kurucu seslerinden biri olacak bu isim, Cartel’in ideolojik tutumunu da büyük ölçüde şekillendirdi.
1995 yılında bu üç güç bir araya geldi. Amaç netti: Amerikan rap’ini taklit etmek değil, Türk kültüründen beslenen, Almanya’da yaşayan Türk azınlığın sesini yükselten, kendine özgü bir rap dili kurmak.

Albüm: Bir Patlama, Bir Kırılma Noktası
Cartel’in ilk ve tek “klasik” albümü olan Cartel, 1995 yılında önce Almanya’da PolyGram Music tarafından yayınlandı. Türkiye’de ise Raks Müzik tarafından piyasaya sürüldü. Plak şirketi albümün Türkiye’de 10.000’i geçmeyeceğini tahmin ediyordu. Yanıldılar; yanıldıkları miktarı tarih yazdı.
Albüm Türkiye’de 543.000 adet sattı. Türkçe rap tarihinin en çok satan albümü oldu. Radyo ve TV kuruluşları ilk haftada 100.000 CD satışı için “Altın Kaset”, 250.000 için “Çifte Platin” ödülü verdi.
Ama rakamlar hikâyenin sadece bir parçası.
Albümün imzası olan “Cartel” şarkısı, klibinin ilk karesiyle başlıyordu: “Dün akşam ateş saldırısına uğrayan beş Türk, bunların içinde üçü çocuk olarak hayatlarını kaybettiler.” Solingen haberinden alınmış bu kesit, müziğin hangi toprağa, hangi acıya kök saldığını açıkça gösteriyordu. “Cehennemden çıkan çılgın Türk” ifadesi klişe bir slogan değil, hem meydan okuma hem de kimlik bildirgesiydi.
“Evdeki Ses” ise bambaşka bir boyuta taşındı. Almanya müzik listelerine giren ilk Türkçe parça oldu. Daha da önemlisi: o dönem MTV’ye çıkan The Prodigy, röportajında en çok dinledikleri şey sorulduğunda “Evdeki Ses, Karakan, Cartel” diye yanıt verdi. Almanya’nın Der Spiegel dergisi 2000 yılında yayınladığı “50 Jahre Popmusik und Jugendkultur in Deutschland” (Almanya’da 50 Yıllık Pop Müzik ve Gençlik Kültürü) derlemesine bu parçayı aldı. Almanya’nın müzik tarihine giren bir parçaydı bu.
Nakarat olarak kullanılan “Gel gel gel Cartel’e gel” ise Türkiye’de nesilden nesile geçen bir kültür fenomenine dönüştü. O melodiyi 7’den 77’ye herkes biliyordu. İlginç olan, bu nakaratı söyleyen kadın sesinin Kabus Kerim’in eşi Arzu Yüzer olmasıydı; orijinal kayıt için birçok vokalist denenmişti, ama Yüzer’in yorumu tutundu ve albümde kaldı.
Şarkılar Türkçe, Almanca, İngilizce ve İspanyolca karışımıyla söyleniyordu. Bu çok dillilik hem grubun Avrupalı kimliğinin bir yansımasıydı hem de çok daha geniş bir kitleye ulaşmalarını sağladı.
Stat Konseri ve Time Dergisi
Türkiye’de albümün yarattığı etki müzik sektörünün sınırlarını aştı. Cartel, Beşiktaş BJK İnönü Stadyumu’nda konser veren ilk ve tek Türk rap grubu oldu. Bu konser, Türkiye’de Michael Jackson’dan sonra en çok izleyici çeken konser olarak kayda geçti ve Time dergisine haber oldu. Yedi kişilik bir Almanya kökenli Türk rap grubu, Amerikan dergisinin sayfalarına taşınıyordu.
Barış Manço’nun televizyon programında sahne alan grubun görüntüleri, o dönemin dijital öncesi Türkiye’sinde kulaktan kulağa yayılıyordu. Kim dinlediklerini sorarsa cevap hazırdı: Cartel.
Kimlik, Siyaset ve Yanlış Anlaşılmalar
Cartel’in müziğinde kullanılan “Türk” kimliği, özellikle Türkiye’de zaman zaman milliyetçilik çerçevesinden okundu. Bu okuma eksikti.
Erci E., Almanya’da Türk bayrağı taşımanın Türkiye’deki anlamından çok farklı bir şey ifade ettiğini bizzat anlattı: “Almanya’da üç milyon Türk vardı; ama misafir statüsünde, görünmez gibiydi. Tam Almanya’ya ait hissetmiyorsun, anavatan hep uzakta.” Solingen’de çocuklar yanarken, Mölln’de aileler yaşamını yitirirken bir Türk grubu bayrağını kaldırıp “biz buradayız” diyordu. Bu, ırkçılığa karşı direnişti; Almanya’da dışlanan göçmenlerin, hem Alman hem Türk toplumundan görünmez kılınan insanların ortak kimlik inşasıydı.
Grubun logosundaki “C” harfinin hilale benzer biçimde tasarlanması bile kasıtlıydı; provokatif bir görsel, “öteki” kimliğini sahiplenmenin simgesiydi.

Dağılma ve Sonrası
Albümün ardından gelen başarı, grubu bir arada tutmaya yetmedi. Üyelerin Almanya’nın farklı şehirlerinde yaşaması, iletişimi güçleştirdi. 1996’da kayıt altına alınan “Cartel Geliyor” adlı bir şarkı vardı; ancak ikinci albüm gelmedi.
1997’de Karakan ve Erci E. solo albümleriyle devam etti. Karakan’ın solo çalışması “Al Sana Karakan” zamanla Türkçe rap tarihinin en iyi albümlerinden biri olarak kabul gördü; ama Cartel’in yarattığı kitlesel yankıyı tekrarlayamadı.
1998’de Alman rock müziğinin büyük ismi Peter Maffay’ın “Begegnungen” albümü için Cartel adını taşıyan küçük bir kadro kısa süreliğine bir araya geldi; Erci E. bu kaydın merkezindeydi.
Uzun bir sessizliğin ardından 2009 yılında Cartel yeniden bir araya geldi. Ancak bu sefer Kabus Kerim ve İnceefe kadroda yoktu. maNga ile iş birliği yaparak Karma adlı albümü çıkardılar. 2011’de Bugünkü Neşen Cartel’den yayınlandı; albümde maNga solisti Ferman Akgül ve Efsun da yer aldı. Ancak bu çalışmalar 1995’teki o patlama anını yakalayamadı.
Kabus Kerim 2019’da verdiği bir röportajda gerçeği teslim etti: “Bu olması imkânsız bir durum. Herkesin başka işi gücü var. Grubun en genci bendim, ben de şu an 50 yaşındayım. Gerisini siz düşünün.”
Erci E. ise kendi yorumunu koydu tarihe: “Geriye baktığımda ‘Bu grubun kaderi bir albümle yaşanan ve yaşatılan patlamaydı’ diyorum.”
Miras: Türkçe Rap’in Kurucu Taşı
Cartel olmadan bugünkü Türkçe rap sahnesi var olabilir miydi? Soruyu sormak bile cevabı içeriyor.
Cartel, Türkiye’ye rap müziği tanıttı. Sert sözlerin, sokak dilinin, toplumsal eleştirinin bir şarkıda nasıl bir araya gelebileceğini gösterdi. Ceza, Sagopa Kajmer, Fuat Ergin, Killa Hakan gibi sonraki nesil isimlerin hepsinin referans noktasında Cartel vardı. Bugün Türkiye’de rap ana akıma girmiş, milyonlarca dinleyiciye ulaşmış bir türse, bu yolun ilk taşlarını Almanya’nın gettolarında büyümüş yedi kişi döşedi.
Almanya’daki ikinci ve üçüncü nesil Türk gençler içinse Cartel sadece bir müzik grubu değildi. Onlara ait, onların dilinden konuşan, onların öfkesini taşıyan bir sesti. Sindikat, Kan ve Ter, Murat K gibi Almanya merkezli Türkçe rap yapılarının hepsinin kökünde Cartel’in açtığı yol vardı.
Bugün grubun tek bir albümü dijital platformlarda dinlenmeye devam ediyor. Yıllar geçiyor; ama “Gel gel gel Cartel’e gel” sözlerini bilen insanlar hâlâ var. Bazı şeyler tarihe geçmez; tarihin ta kendisi olur.



